Cumhuriyetin ikinci yüzyılını yaşamaya başladığımız günlerde,
Memleketin içinde her alanda sıkıntı, dışında ise katliam yaşanıyor.
İktidarda Cumhuriyetle kavgalı bir siyasi parti RTE-AKP,
Cumhuriyeti ilan eden siyasi iradenin sahibi Cumhuriyet Halk Partisi de (CHP) muhalefette.
Bu ahval ve koşular altında,
Günlerdir memleketin gündeminde
Kurultayını yapan ana muhalefet CHP.
*
Halk, en azından her seçimde oy veren toplumsal muhalefet,
Bu kurultaydan beklenti içinde.
- Memleketin bu karanlıklardan aydınlığa nasıl çıkacağının görüşülmesini,
- Bugüne kadar başarılı olamayan kadroların ve siyaset anlayışının değişmesini bekliyor, umutla…
Halk 29 Ekim’de, siyasete yürümesi gereken yolu da gösterdi,
Cumhuriyet’e sahip çıkanın yanındayız, dedi.
Bu mesajı öncelikle alması gereken ise,
Cumhuriyeti kuran Cumhuriyet Halk Partisi’dir.
*
Yaşananlarsa tam tersi.
Kaybedilen seçimlerin nedenini sorgulamak,
İktidara nasıl ulaşılacağının yollarını ortaya koymak,
Memleketteki yangını söndürecek politikaları konuşmak yerine,
Kim suçlu, kim güçlü tartışması,
Kim kimin yanında, kim kazanacak hesapları,
Kemale mi erişecek, Özgürleşecek mi sorularıyla…
Kısacası bir kavga bir gürültüdür gidiliyor kurultaya,
İktidar da ellerini ovuşturuyor bu tablo karşısında.
*
Aslında Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucusuna, kuruluşuna ve tarihine bakan her kişi;
- Cumhuriyet Halk Partisi’nin ideolojik-politik-örgütsel açılımdan yoksun “liderlik” tartışmasına sıkıştırılacak,
- Kendini partiden üstün gören statükocu kişilerce yönetilecek bir parti olmadığını görecektir.
Görünen gerçek,
Bugün yaşananların Cumhuriyet Halk Partisi gerçeğine ve kurumsal kimliğine aykırı olduğudur.
20 yıllık bir parti devletleşmiştir,
100 yıllık Cumhuriyet Halk Partisi kurumsallaşamamıştır.
*
Halkın umudunu ve güvenini kazanmak,
Toplumsal muhalefetin beklentisini karşılamak için;
- Cumhuriyet Halk Partisi kurultayı örgütlerinde, toplumsal muhalefette ve halkımızda yeniden heyecan, güven ve umut yaratmak için önemli bir fırsattır.
- Cumhuriyet Halk Partisi bu kurultay sürecinde gerçek kimliğine, ilkelerine, ruhuna ve halkın beklentilerine uygun olarak değişime ve yeni bir başlangıcı yapma gücüne sahiptir.
- Değişim sadece kişilerin ya da yönetimlerin değişimi demek değildir.
- Değişim siyasal temelde ve yönetim anlayışında olmak zorundadır.
Bu doğrultuda Cumhuriyet Halk Partisi,
- Kişilere bağlı siyaset anlayışı ile değil, örgütünün oluşturduğu kurullarıyla ve tüzüğünde yazılı ilkelere ve kurallara bağlı olarak yönetilmelidir.
- Tüzüğünün 1.inci maddesinde yazılı olan “Cumhuriyet Halk Partisi, başta Kurtuluş Savaşımız olmak üzere aydınlanma ideallerini, emek mücadelelerini, sosyal demokrasinin özgürlük, eşitlik ve dayanışma ilkelerini benimseyen çağdaş demokratik sol bir siyasal partidir” kimliğinin gereği siyasetini emekten, halktan yana yapmak ve politikalarını bu temelde yenilemek durumundadır.
- Siyaseti fabrikalara, tarlalara, üniversitelere, sokaklara, halka taşımalı ve toplumsallaştırmalıdır.
- Yönetim anlayışı amasız fakatsız parti içi demokrasinin uygulanmasını gerektirir. Cumhuriyet Halk Partisi üyesi yöneticilerini ve adaylarını kendisi seçmelidir.
- Cumhuriyet Halk Partisi üyesi bilinci, niteliği ve dinamizmi ile partisinin temel unsurudur. Parti politikalarının belirlenmesinde söz ve karar sahibi olmalıdır.
*
Cumhuriyet Halk Partisi değişirse Türkiye değişecektir.
Halkın inancı ve beklentisi budur.
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin vicdanıdır.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde değişim için yeterli siyasi birikim, dinamizm ve güç vardır.
Değişim, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuruluşunda, tarihsel kimliğinde ve Halkçı Devrimci kimliğinde mevcuttur.
Değişim “statükoya ve geriye” değil, “değişime ve çağdaş geleceğe” yürümek demektir.
Cumhuriyet Halk Partisi siyaseti aydınlanmacı ve kalkınmacı niteliği ile yurtsever, laik ve kamucu politikalarıyla halkın umudunu ve beklentisini karşılamak zorundadır.
Kurultayın başarısı kimin kazandığına değil,
Cumhuriyet Halk Partisi’nin halkın umudunu ve beklentisini kazanmasına bağlıdır.
*
Not. Yine gerçekleri ve doğruları yazan gazeteciler Tolga Şardan tutuklandı, Cengiz Erdinç gözaltına alındı.
Söz bitmiştir.
Muhalefet klasikleşen açıklamalarla kınamakla ve eleştirmekle yetinmemelidir.
Gazetecilik suç değildir.