Uzun zamandır duyguları,
geleceği köreltilmiş bir nesil hazırlanıyor;
Bilerek ve isteyerek,
düzenin siyasal İslamcı işbirlikleri tarafından!
Oligarşinin tetikçisi,
kin ve nefret kusan,
siyasal İslamcı kafa yapısıyla;
Bilimden,
felsefeden,
sosyolojiden,
emek ve sermaye çelişkisinden uzak.
Eril bir anlayışla;
Yaşamın gerçekliklerinden habersiz,
duygusuz,
çıkarcı,
haksızlığa ve çıkarcılığa alıştırılmış,
kolay yoldan köşe dönmeci ve bencil bir birey ve toplum göz göre,
bağıra bağıra geliyor…
Ülkemizin her yerinde öldürülen,
gençliği için gözyaşı döken, kendi ana babalarını anlamıyorlar.
Sadece kendi acılarını ve yaralarını görüyorlar.
Kendilerinden başkası için;
Başkalarının çocukları için ağlamaya anlam veremiyorlar.
Bugün ülkemiz de gelinen yer;
Türk/İslam popülist senteziyle donandığına inanılan oligarsik düzenin,
kimi tarikatları enstrüman olarak kullandığı izlenimidir.
Gençliğin sıbyan okullarından başlayarak özel siyasal İslamcı eğitime alınması,
Emevi Muaviye kültürünün din diye dayatılmasıyla genç toplumda hızlı bir başkalaşım yaşanmaktadır
Bir bakıma anadolu taşra klasik bekacılığının artık tarikat geleneğine enjekte edilme durumudur bu durum.
Oligarşinin siyasal İslamcı yapı ile iç içe geçmiş zorunlu ya da gönüllü ilişki içine giren tarikatlar, gençliği yedeklerken genelde ekonomik veya güvenlik gereksinimlerini de bu kanaldan sağlamaktadırlar.
Güvenlik birimlerin de kullanmak ve güvenlik bürokrasisinden kadro devşirmek de bu sömürü çarkı içinde değerlendirilmelidir.
Küresel sermaye eliyle sinsice içine gömüldüğümüz,
yanı başımızda ki savaşlar;
Köle gibi satılan başta Ezidi/Kürd kadınlar olmak üzere tüm kadınlar,
sokak ortasında çürümeye terk edilen cesetler,
bilerek yakılan katledilen ormanlar,
Akbelen/Kazdağları/Cerrattepe gibi doğa katliamları,
acı çeken çocuklar, emperyalist işgalciler eliyle ölen onbinlerce insan onları hiç ama hiç ilgilendirmiyor…
Ya da;
Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç burkulmuyor, hiç acımıyor.
Hayatlarının odağında ki tek şey eğlenmek.
Kadın/Erkek ilişkileri ve bedenleri,
hoyratça kullanılan cinsellik,
aşırı doyumsuzlukla ilintili; Uyuşturucu ve seks…
Eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar.
Üretim içinde yer almadıkları için;
Ya emeğe saygıları yok,
ya da kendilerinin dışında ki emeği görmezden geliyorlar.
Kendileri için yapılan fedakarlıkların farkında değiller.
Değer bilmiyorlar ve vefasızlar.
Herkesi;
Özellikle anne ve babaları kendine hizmet etmek için yaratılmış görüyorlar.
İnsanlara verdikleri değer; kendilerine verilen hizmet ederi kadar.
Onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendirdikleri ile orantılı. Varsa yoksa eğlenmek, gününü gün etmek,
yiyip/içerek ve gezerek beleşten yaşamak.
Hayatlarında eğlenmeden başka bir amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini sanıyorlar.
Değerler kadar erozyona uğratılmış ki;
Geçmiş onları pek ilgilendirmiyor,
sokma us’luların Osmanlı’yı şişirmek çabasına çok da aldırmayın.
El birliği ile yaşanan tarihe ve bedel ödeyenlere karşı vefasızlar.
Dedelerinin canları,
kanları pahasına vermediği ülke toprağını en iyi fiyatı verene (Katar’lı/Suriye’li) satacak -ki babalar gibi satıyorlar- kadar tarih bilincinden yoksunlar.
Ülke;
Onlar için son model bir araba,
bir cep telefonundan, manken bedenli kadın/erkekten daha değersiz…
İnsanlığın geleceği açısından endişeleniyorum.
20 yıl sonra bu nesil, evlenip çoluk/çocuğa karıştığında nasıl ana/baba olacak?
Kendine yararı olmayan bu nesil nasıl çocuk yetiştirecek?
Anlamaya,
sorgulamaya çalışalım lütfen.
Evlerini nasıl idare edebilecek?
Ülkeyi nasıl yönetecek?
Bütün bunlar neden oluyor anlatayım.
Benim ev dahil;
Altın kafesler de, elbebek-gülbebek çocuklar yetiştiriyoruz artık.
Uçmayı bilmeyen kuşlar gibi:
Hep bir kanadı kırık,
bir gözü eksik,
bir ayağı topal çocuklar yaşamdan bihaber.
Açlık/yokluk nedir bilmiyorlar.
Yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında, acıkmalarına fırsat bile vermiyoruz.
Öyle ki;
Yemek yemeyi bile işkence görür hale geliyorlar.
Susuzluk nedir hiç bilmiyorlar.
Hiç susuz kalmamışlar.
Üç adımlık yolda bile susarlar diye yanımızda içecek taşıyoruz.
Çocuk daha ”Susadım” demeden ağzına suyu dayıyoruz…
Çocuklarımız/torunlarımız hiç üşümüyorlar.
Soğuk havalar da evden çıkarmıyoruz.
Okula giderken kırk kat sarmalayıp çıkarıyoruz dışarı,
hiç titremiyorlar.
Çocuklarımız;
Hiç ıslanmıyorlar,
evden arabaya kadar bile üç metrelik mesafede şemsiyesini başına tutuyoruz…
Aşık olduğu sevgilisinin yolunu gözlerken donuna kadar ıslanan kel şairin yaşadıklarını yaşamıyorlar. Saçına bir tek yağmur damlası düşürmüyoruz.
Bu yüzden çocuklar ıslanmak nedir bilmiyorlar.
Yorgunluk nedir bilmiyor çocuklar.
İki adımlık mesafelere bile arabayla götürüyoruz onları yorulmasınlar diye.
Birazcık parkta koşsalar, hasta olacak diye engel oluyoruz.
Onlar,
izin vermediğimiz için güçleri tükenecek kadar hiç yorulmuyorlar.
Yokluk nedir bilmiyorlar, daha istemeden her şeyi önlerine sunuyoruz.
Bu yüzden varlığın kıymetini bilmiyorlar.
Onlar bir yanığın veya bıçak kesiğinin acısını bilmiyorlar.
Elleri yanmasın,
kesilmesin sakın diye onlara ne bıçak tutturuyor ne ocak yaktırıyoruz.
Çocuklar hissetmiyor yaşamı,
açlığı bilmediği için açlara acımıyor,
üşümek nedir bilmedikleri için sokakta ki evsizleri umursamıyor.
Yokluk nedir bilmedikleri için ekmeğe gelen zam onların dikkatini bile çekmiyor,
haber kalabalığı olarak görüyor,
gülüp geçiyorlar.
Sıcak odalarında yaşadıkları için evsizlik nedir,
sürgün nedir anlamıyor, savaşları,
kurşunlanarak ölen insanları umursamıyorlar.
Acımıyorlar…
Değerini bilmiyoruz;
Ekmeğin,
işten atılmanın,
Öcü ilan edilerek açlığa mahkum edilen mazlum KHK’lının,
direnişin,
gözaltının,
siren seslerinin, gaz/jop/TOMA’nın,
hücrenin,
falakanın,
parkanın,
elbisenin,
barışın,
erincin,
şiirin,
sevgilinin,
anne ve babanın,
ille de aşkın ve de bitmeyen sevdanın…
Sorun;
Gençliğin kendi arzu ve isteğiyle bu yola düşmüş olması değildir.
Bu doğru da değildir!
Kapitalist düzenin ara eleman yetiştirme dışında bir amacı olmadığını, bilerek bu duygusuz genç nesli yarattığını görmek gerek.
Müdahale edilmezse, gelecek iyi şeyler getirmeyecek güzel ülkemize.
Bu toplumsal sorunu toplum derinden duyumsamalı.
Bu sorunun çözümü için;
Ülkenin yeniden sosyolojik tahlilleri yapılması için,
siyasi partiler ve STK’lar tarafından ciddi çalıştaylar düzenlenmeli.
Yeni baştan öğretim programları ve ders araç gereçleri yenilenerek, çoğaltılmalı,
günün koşullarına uyarlanmalıdır.
Siyasal mücadeleye eşdeğerde duygu eğitimi konusunda rolleri arttırılmalı.
Ülkenin sil baştan Devrimci Kurtuluş mücadelesi destanlar yaratılarak yeniden yazılmalıdır.
Bu sorun kesinlikle çözülmeli.
Bu sorun çözülmezse,
ülke çözülecek.
Görünen o ki hızla bilerek ve isteyerek oraya doğru gitmekteyiz…
Demedi demeyin!
Şiir Sevdanın Militanıdır!
Aşk Örgütlenmektir!
Dinleyelim mi!