Kemal Akkurt ; Nazım Hikmet 123 Yaşında

Nazım

Av. Kemal AKKURT (*)

Dünya’da insanlığa mal olmuş “dehâ”ların  ünleri ve etkileri,   ülkelerinin sınırlarını aşmaktadır. Ülkemizde ise yetişmiş bu insanların sayısı, maalesef oldukça azdır. Olanların da kıymeti bilinmez. Ya işkencehanelerde  süründürülür, ya uydurma suçlamalarla cezaevlerinde çürütülür ya da faili “meçhul”e kurban edilirler. Çünkü bu topraklarda, sorgulayan, üreten, farklı düşünen insanlar pek sevilmezler. Oysa  uygar ülkelerde, farklı düşünen ve üreten bu insanlar el üstünde tutulur, teşvik edilir, tüm fırsatlar ve olanaklar önlerine serilir. Bu nedenledir ki, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerden, gelişmiş  ülkelere sürekli “beyin göçü” olur…

 

Nâzım Hikmet de  farklı düşünen ve üreten bir “deha” idi. Doğumunun 123. yılında, bu büyük şair, oyun yazarı, romancı, anı yazarı ve ressamı saygıyla ve özlemle anıyoruz.

 

Nâzım Hikmet’in  şiirleri, 50’den fazla dile çevrilmiş ve birçok ödül almıştır. Yurtiçinde ise, farklı düşünceleri ve siyasi görüşleri nedeniyle defalarca tutuklanmış, yaşamının büyük bir bölümünü hapiste  ya da sürgünde geçirmiştir.

 

Ülkemizde, yakın tarihe kadar “vatan haini” olarak suçlanan bu büyük insan, Dünya’da 20. yüzyılın en gözde şairleri arasında gösterilmektedir. Türkiye’de şiirleri yasaklanmış,  yaşamı boyunca yazdıkları ve düşünceleri dolayısıyla 11 ayrı  davadan yargılanmıştır. Şiddete bulaşmayan, şiddete karşı duran, barışı ve kardeşliği savunan bu büyük ozan, 12 yılı aşkın süre cezaevinde yatmıştır. 1951 yılında vatandaşlıktan çıkarılan şair, ölümünden 46 yıl sonra, 2009 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile  yeniden vatandaşlığa alınmıştır. Oysa O, vatandaşlığı ve yurtseverliği kâğıtlara sığmayan,  dünya vatandaşı bir dehâydı…

 

Nâzım Hikmet, sadece ülkemiz için değil, tüm insanlık için bir simge idi. Düşüncesinden dolayı hapiste olanlar için  özgürlüğün, savaş dehşetini yaşayanlar için  barışın, ezilenler için  eşitliğin ve kardeşliğin, Japonlar için  nükleer silahların dehşetinden kurtulmanın, Afrikalılar için kölelikten özgürlüğe geçişin, Ruslar için onurlu aydın  sesin simgesiydi. Türkiye’de yaşayanlar için ise, değerli kültür varlıklarımızdan biri olmuştur.

 

Nâzım Hikmet, Dünya’dan ve insandan umut kesmemeyi  öğretti insanlığa. En umutsuz anlarımızda bile umudun şarkısını söyleyerek…

 

İçinde bulunduğumuz koşullar  ne olursa olsun, her durumda, sadece gerçeği söylememiz gerektiğini hatırlatır  bize. Yalansız  bir Dünya’yı,  ancak dürüstlükle kurabileceğimizi öğretir.

 

Nâzım Hikmet, haksız yere cezaevlerinde süründürülürken bile, Ulusal Kurtuluş Savaşı destanı olan “Kuvayi Milliye”yi ve 20. yüzyıl insanlarının tarihi olan “Memleketimden İnsan Manzaları” gibi dev eserleri insanlığa armağan etmiştir.

 

Aydın kişiliği ile baskıya ve tehdide boyun eğmeyerek, her zaman dimdik ayakta kalmayı başarabilmiştir. İnsanların yüreğine  hitap eden şiirlerinin  yanı sıra, bu ödünsüz kişiliği ile de efsane  olmuştur. Bu benzersiz aydın duruşu ile,  Dünya döndükçe ve  insanlık durdukça anılacaktır.

 

123 yaşındaki Nâzım Hikmet, bizlere güncel sıkıntılarımızdan kurtulabilmemizi, insanlığın haklı mücadelesini, her durumda “insan” olmayı ve insan kalabilmeyi öğretiyor. Zamanın gelip geçtiğini, kalıcı olanın insanlık ve değerleri olduğunu öğrendik Nâzım’dan.

 

Nâzım Hikmet’in ölümünden  bu yana 62 yıl geçti. Peki aydınlara, yazarlara, şairlere ve gazetecilere  karşı tutum değişti mi? Gerçek aydınlar, yine “güruh”, “müsvedde” ve de “vatan haini” olmaya devam ediyorlar bu topraklarda. Ancak Dünya ve insanlık günün birinde barışa, özgürlüğe ve eşitliğe ulaşabilirse, bu;  gerçek aydınların sayesinde sağlanacaktır.

 

Nazım Hikmet bugün yaşasaydı, düşüncelerini çekinmeden ifade edeceği için, yine yargılanacak ve muhtemelen cezaevlerinde süründürülecekti. Günümüzde haksız yere Silivri zindanlarını dolduranların yanında yer alacaktı. Düşüncelerinden ve ifadelerinden ödün vermeden…

 

Nâzım Hikmet’i ve binlerce aydını haksız yere yargılatanları, yargılayanları ve süründürenleri bugünkü kuşak ve gelecek nesiller anımsamayacaklar, gıyaplarında isimsiz olarak lanetleyeceklerdir. Ancak Nâzım Hikmet ve diğer aydınlar,  insanlığı aydınlatmaya devam edeceklerdir. Sonsuza kadar…

 

Nâzım Hikmet’in “vatan haini” olarak suçlandığı şiirlerinden “Davet” isimli şiirine, bugün “insanım” diyenin bir itirazı  olabilir mi?

 

“Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

Yok edin insanın insana kulluğunu,

Bu davet bizim!

Yaşamak, bir ağaç gibi, tek ve hür,

Ve bir orman gibi kardeşçesine,

Bu hasret bizim!..”

(*)  (kemalakkurt@hotmail.com)

Exit mobile version