1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Anadolu Rönesans’ında Köy Enstitüleri ve Halk kültürü

Anadolu Rönesans’ında Köy Enstitüleri ve Halk kültürü

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Getting your Trinity Audio player ready...

“Bakmak ve Görmek”, görebilmek, çok farklı yeti ve yetenekler… Ortaokul 3. Sınıf Türkçe kitabımızın, Nurullah Ataç’a ait çok öneli bir okuma parçasıydı. Herkes bakar, herkes farklı görür… Gördüğünü doğru, yeterli ve derinliğine görebilmek ise yalnız göz sahibi olabilmek ile değil, gözden gelen uyarıları algılayan beynin gelişmişliği, o beynin sahibi olduğu aklın donanımı ve algıladıklarını çözümleyici gücü ile doğrudan ilgilidir…

Kargodan tuğla gibi üç kitap geldi kapıma… Bir zamanlar İlköğretim Genel Müdürlüğü’nü yürüten, Köy Enstitüleri kurucusu İsmail Hakkı Tonguç’un kapısında postadan çıkan tuğlalara benzettim. O tuğlaları, Göl ve Savaştepe Köy Enstitüleri’nin binalarını kuran, yokluk ve aşırı pahalılık nedeniyle malzeme kıtlığı çeken kavruk köylü çocukları üretmişti… Tonguç’un en çok sevindiği posta paketi onlar idi belki de…

Gelen pakete ben de çok sevindim… Yarım kalmış Anadolu Rönesansı ve onun en önemli parçası Köy Enstitüleri ile Halk Kültürü arasındaki bağlamı çözmeye ve günümüz dili ve iletişim araçlarıyla yeniden kurmaya çalıştığım birçok tezim sağda solda yayımlandı; uluslararası “blog”larda çok okunanlar arasına girdi… Bu kitap ise, çok derli toplu, çok farklı bakış açılarını, Köy Enstitüleri’nin farklı yönlerini ortaya koyan çok önemli bir çalışma oldu. Eski bir YKKED Şube Başkanı olarak, bir araştırmacı yazar olarak, sevgili Prof. Dr. Kemal Kocabaş’ı, hem bir yazar, hem bir önceki YKKED Genel Başkanı olarak da kutlarım. Kitabın basımını sağlayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu ve ekibini de kutlamak gerek kuşkusuz… Başka ülkelerin seçilmişlerine yeri geldiğinde gümbür gümbür, yeri geldiğinde salya sümük sahip çakın iktidar anlayışımız, iş Türkiye’ye gelince tersine dönüveriyor. Seçilmişleri görevden alıp kayyum atamada pek mahir; seçilmişlerin halka destek için bağış toplamasına engel oluyor; kendisi mazotu %300 zamlandırıyor ama aynı mazotu kullanan belediye araçları ücretlerine %18 zammı yeterli görüyor.

Neyse ki, ve ne olursa olsun, on büyük şehrimizin belediyesinin halktan topladıklarını cemaat-tarikat karanlıklarına akıtan o karanlıkları değişti, bir zamanlar sorumsuzca müteahhit arpalığı olmuş bu kurumlar halka açık ihalelerle, naklen yayınlarla yönetilmeye başlandı. İmamoğlu’ndan Mansur’a, Soyer’e, “Allah kolaylık versin!”, işleri çok zor… İktidar engellemelerine rağmen çalışıyorlar. Tunceli’deki “Komünist Başkan”ı, Maçoğlu’nu ayrıca kutlamak gerek… İşi üreticiye kadar indirdi. Doğrudan kooperatiflerle, üreticisiyle birebir ilişki kurdu… Ülkenin kurtuluşu için, üreticinin azıcık karnının doyabilmesi ve örgütlenebilmesi için ilk adımları yerel yönetimler atıyor, atmalıdır. Görünen köy kılavuz istemez; politikasını üçe alıp on üçe satmak, üreterek değil aracılık yaparak para kazanmaya dayandırmış, alıp satabilmek için de üreten fabrikaların kapısına, ayçiçeğinden zeytinine üreticinin toprağına ve doğanın olanaklarına göz dikmiş, düşman olmuş, halkı kandırmayı da başaran bu politikanın ne zaman iktidardan ineceği belli değil… Şimdilik yerel yönetimler sahip çıkmalı üreticiye de, tüketiciye de…

Benim Cumhuriyet sonrası yaşanan kimi gelişmeleri, özellikle Köy Enstitüleri’ni bir Rönesans girişimi olarak görme ve gösterebilme çabamın da olumlu sonuçlar verdiğini sevinerek görüyorum. “Köy Enstitüleri”ni bir dış model gibi tanımlayıp bir zamanlar yapıldığı gibi halkı onlara karşı kışkırtma çabaları artık pek kimseden yüz bulmuyor… Türkiye solu da, namuslu sağı da, Köy Enstitüleri’nin değerini anlamaya başladı. Bunda bizlerin çabası da önemli bir yer tuttu. Geleceğin eğitim ve kültür politikalarında, hatta ekonomik işleyişinde Köy Enstitüleri’nden alacağımız çok dersler var.

17 Nisan’da İstanbul’da yapılacak ve Ekrem İmamoğlu’nun da katılacağı kitap tanıtım toplantısına katılamayacağım ne yazık ki… Serhan Asker’e söz verdim; 17 Nisan’da Hasanoğlan’da yapacağı Görkemli Hatıralar için annem Perihan Akçam’ı konuğu olarak götüreceğim. Bir de erkek öğretmenimiz olsun dedi Serhan Asker; çınar öğretmenimiz Abdullap Özkucur’u önerdim; iletişim kurmaya çalışıyor arkadaşlar. Ben 17 Nisan sabahına kadar zaten şimdiden programı doldurmuş gibiyim. 11 Nisan günü Fındıklı Belediyesi’nin konuğuyum, 14 Nisan’da Ankara’da Eğitim Sen’in Ankara Şubeler etkinliğinin konuşmacısıyım. 15 Nisan’da Aydın Efeler Belediyesi’nin bir açılışında kitaplarımla bulunacağım. 16 Nisan’da Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Aydın Şubesi’ne söz verdim. Gece geç saatte de olsa, Ankara’ya dönmem ve sabah 08.00’de annemi alıp Hasanoğlan’a doğru yola çıkmam gerek. 20 Nisan’da Çankaya Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde “Romanlarımızda Kurtuluş Savaşı ve Kadınlarımız”ı konuşacağım…

O hafta boyunca Ankara’da başka etkinlikler de olacak. 16 Nisan günü Çankaya Belediyesi’nin Çiğdem Mahallesi’nde yapacağı bir etkinliğe YKKED Ankara Şube de katılacak.

Bu arada beni konferans ve söyleşi için çağıran ve çağıracak kurum ve kişilerin, doğrudan Abis Yayıncılık ile görüşerek aracıları kullanmamasını özellikle rica ediyorum. Bir kitap satıcısı gibi yanımda kitap taşımak, öyle görünmek istemiyorum. Zaten ağır sporların armağanı diz ve kalça protezlerim de sağlık sorunu oluşturuyor. Yayınevi zor durumda; ben de para olarak telif ücreti almıyorum… Kitaplarımın basımının sürdürülebilmesi için yayınevinin üç kuruşu bir kenara koyabilmesi gerek…

Gelelim “Anadolu Rönesansı’nda Köy Enstitüleri ve Halk Kültürü” meselesine… Bu başlık çok şey ifade ediyor. Katıldığım birçok toplantıda Köy Enstitüleri’ni yanlış anlatan, baştan sona her şeyi Atatürk’e ya da onun çağırdığı bazı yabancı uzmanlara bağlayan ne konuşmacılar dinledim. Üzüldüm, kahroldum… Ne malzemeler verildi kötü niyetlilere… Atatürk diye başlayıp Atatürk diye bitirince, yetmiyor… “Ne mutlu Türküm diyene” deyip bayrak sallayınca yetmiyor; yanlış anlaşılıyor… Türk olmayan mutlu olmasın mı? Emperyalizme karşı bir büyük direniş ve isyan, büyük bir örnek zafer olmuş Kurtuluş Savaşı’nda omuz omuza çarpıştığı köylünün değerini görmüş Mustafa Kemal, Saffet Arıkan, Hasan Âli Yücel gibi yol arkadaşlarının bir köylü çocuğu olan İsmail Hakkı Tonguç’un devrimci eğitim dehasına verdikleri destek ve olanaklarla büyüyen Köy Enstitüleri, bir ayağını doğrudan Anadolu halk kültürüne, halklar kültürlerine basmıştır. Yoksa ki, orada ne işi vardı Âşık Veysellerin, Daimilerin, Ali İzzetlerin, ne işi vardı hafta sonu şenliklerinde köylülerin de katıldığı o doğaçlama seyirlik oyunların… Köy Enstitülü yazarların, Fakir Baykurt’un, Dursun Akçam’ın, Mahmut Makal’ın, Talip Apaydın’ın ve diğerlerinin yazınsal gücü, onların içinde doğup büyüdükleri halk kültüründen ve enstitülerden aldıkları Rönesansçı damarlarından gelir… 70’li yıllardaki aydınlıkta onların büyük yeri ve önemi vardır. Emperyalizmin karanlık ve kirli oyunlarıyla 12 Eylül darbeleri, cemaat, tarikat örgütlenmeleriyle ülkeyi yeniden karanlığa sürüklediler, hâlâ da ipler büyük ölçüde onların elinde

Yarının özgür ve üreten Türkiye’sini de halkla birlikte, halk kültürünü kendi özgürleşme eylemimizin bir parçası yaparak, oradan evrensel bilgi ve estetiğe uzanarak gerçekleştireceğiz…

Selam olsun Anadolu Rönesansı’na, selam olsun Köy Enstitüleri’ne, selam olsun Halk Kültürü’ne…

Gününüz de aydın olsun…

Anadolu Rönesans’ında Köy Enstitüleri ve Halk kültürü

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advert
Advert
Giriş Yap

Sol Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin
Reklam Engelleyicisi Tespit Edildi

Sitemize katkıda bulunmak için lütfen reklam engelleyicinizi devredışı bırakın.