Getting your Trinity Audio player ready... |
Şirinyer ve Metris askeri cezaevi yıllarında;
Küçük küçük komünler oluşturup üç günde bir,
bir araya gelerek okuduklarımızı,
düşündüklerimizi,
anladıklarımızı,
anlamadıklarımızı konuşmayı,
paylaşmayı,
çoğaltmayı konuşarak bir anlamda eğitim çalışması da yapardık (Açlık grevlerinden,
işkence fasıllarından zaman ve fırsat kaldığı kadarıyla.
Bunu gören oligarşik erk FTipi hücre sistemi cezaevi yarattı…)
Ne bulduysak,
hangi bilgiye ulaştıysak,
öğrendiysek eminim ki;
Devrimci adayı olmamıza temel atma olarak o günlerde ve yıllarda oldu ne olduysa.
Sonrasında da bir türlü olmadı zaten,
başaramadık.
Bir başarısızlığımızda;
Mao ve Enver Hoca akımından etkilenlerin,
paylaştığımız komün yaşam biçimine bir türlü uyum sağlama becerisi kazandıramadığımızdır.
Şimdilerde sanırım;
Aynı değerler üzerinden yürümek,
özlemini duyduğumuz,
#Aşk ile bağlı olduğumuz sevdamız adına;
Bu yaşlarda insan nefes alacak daha steril,
daha özel,
küçük alanlara,
güveneceği dostlara,
yol arkadaşlarına,
küçük bahçelere daha çok gereksinim duyuyor…
Ne dersiniz,
Yinelemek adına;
Bu yaşlarda (29 yaşındayım yıllardır) kalabalıklar mı ürkütüyor.
Yoksa her seferinde “Ne olur beni yine hücreye alın” diye pulsuz dilekçe yazmak mı zoruna gidiyor insanın?
Bilmiyorum…
Bir itirafta bulunmalıyım;
Ömür boyu aynı işi yapanlara hep imrendim.
Ne var ki;
ben nereye el atsam elimde kalıyor.
Bu saatten sonra;
börtü-böceğe aşık olmaktan başka bir şeylerde gelmez elimizden.
Ne olacak bu memleketin hali bilmiyorum!
İnsanın,
bütün sevgililerinin de ergenlik sorunlarını çözememiş zihin özürlü çocuklar olarak karşısına çıkmasında da bir hikmet vardır elbette.
Ya da “Uzaktan sevilen sevgili her zaman daha güzeldir mi ?..” demek daha doğru acaba?
Şimdinin koca koca “#Alim” lerinin tersine,
Bizim zamanımızda;
Ortaokul öğrencileri,
sanayi de çalışan çıraklar,
12 yaşındaki köy çocukları kaz,
koyun/kuzu otlatırken ekonomik sorunları konuşur,
Server Tanilli hocayı,
Yaşar Kemal’in İnce Memet’ini,
komutan Che Guavera’yı,
Behice Boran’ı,
Deniz-Mahir- İbo’yu çok iyi tanırdı.
Devlet-Devrim,
Felsefenin Başlangıç İlkeleri’ni,
Nereden Başlamalı’yı,
Kızıl Kayalar’ı
Mao’culuk ya da Enver Hoca akımını,
Lenin dünya yoldaşlığını çok da bağlam,
bütünlük içinde olmasa da okur,
okutur ve birlikte tartışmaya çalışırlardı…
Ne yazık ki;
Biz bugün 50 yaşındaki insanlara (Hadi ne iş yaptıklarını söylemeyeyim,
ayıp olur) “Bilimsel bilgi” denilen saçmalığın bilimsel bir şey olmadığını,
bilimsel bilginin arka planını oluşturan ciddi kuramlarının bilimsel değil,
ekonomik çıkarları için felsefi kuramlar olduğunu anlatamıyoruz.
Dahası;
Pozitivist felsefenin çarpık versiyonunun,
1980’li yıllar sonrasından kalma zihin dünyasında yaptığı tahribatı hala fark edebilmiş olmadığımızdandır;
Ülkenin birçok yerinde;
Eski Stalin’ci//Mao’cu “sol” cenahın “Sanal iktidarına” bir türlü anlam veremediğimiz.
Bilim demişken,
Ciddi ciddi bir öneride bulunmak istiyorum.
Her akşam adının önünde türlü sıfatlar olan kitap yüklü,
yaşadığı ülkenin başkentini bilmeyen eşekleri tv.de gördükçe;
Üniversite denen kurumları kapatsak çok iyi olur diye düşündüğümü itiraf etmek istiyorum…
Her gün;
sayısız yazı,
analiz ve çeviri okuyorum,
yeni bir şey öğrenmekte zorlanıyorum.
Çünkü yeni yok.
Hep eskinin tekrarı,
bir ileri üç geri;
“Goşist/Sosyal Faşist,
revizyonist” gibi…
Ülkede;
eski Mao’cu ve Stalinist geleneğin #Kürd ya da #HDP düşmanlığına varan kin ve nefret birikimini anlamamak için daha çok saltanat beşiklerinde uyumak ve bir daha uyanmamak hakkımı kullanmak istiyorum…
Seyreyle gülüm seyreyle
Şiir Sevdanın Militanıdır!
#AşkÖrgütlenmektir!
Atilla Yüceak