Getting your Trinity Audio player ready... |
DEĞERLİ dostlar, gelin birlikte karar verip, artık onun ve eteğine yapışmış olanların adını hiç anmayalım.
Sosyal medyadaki paylaşımlarımızda yıllardır her an görmekten gına getiren resmini kullanmayalım.
Onu Karl Marx’ın “Hayvan olmak istiyorsan olabilirsin elbette. Bunun için insanlığın acılarına sırt çevirmen ve yalnız kendi postuna özen göstermen yeterli” diye tanımladığı kendine özgü hali ile baş başa bırakıp, günümüze gelene kadar ülke yönetiminde görev alan, gelmiş geçmiş herhangi bir siyaset adamıyla mukayese etmeye de kalkışmayalım…
Hele adını Atatürk ile birlikte aynı konuşmada, aynı yazışmada birlikte asla kullanmayalım.
Böyle kişiler ne kadar yalnızlaştırılsa, ne kadar kamuoyu ile diyalogları zayıflarsa topluma o kadar yabancılaşırlar ve akıllı düşmanlarından görebilecekleri zararlardan çok fazlasını çevrelerini saran aptal yardakçılarından görerek tükenir yok olurlar.
Ünlü Rus yazar İvan Turgenyev “Bencil insan, tek başına kalmış meyvesiz bir ağaç gibi kurur gider” der.
Ama elbette yolsuzluklarını, hesapsız kitapsız savurganlıklarla ülkeye, ulusa verdiği zararları, büyük toplum kesitlerinin yoksullaşmasına sebep olmasını, hiç yaşamamış gibi yok sayamayız, unutmamalı ve unutturmamalıyız…
Milletin nafakasından çaldıklarını gırtlağından söke söke geri almayı unutursak eğer, hem tarih bizi ayıplar, aptal yerine koyar hem de gelecek güzel günlerin gelmesini geciktirmiş oluruz.
O zaman Platon’un “Halkını tüketen milletlerin kendileri de tükenir” dediği gibi hep birlikte tükenir gideriz.
İşte bu nedenle onu konuşmayalım ama unutmayalım ve büyük kitlelerin unutmasına da izin vermeyelim.
*
EN gericiler dâhil hiçbir politikacı Atatürk’e ve eserlerine onun kadar düşmanlık beslemedi.
Siyasi kimliği olan hiçbir kimse eşek etinden sucuk üretip halkına yedirmeye kalkışmadı.
Hiçbir siyasetçi hakkında onun kadar çok sayıda yolsuzluk dosyası açılmadı.
Hiçbir siyasetçi yolsuzluklarından ötürü yargılanacağı gün ishal raporu alıp mahkemeden kaçarken, aynı günün akşamı ishali iyileşip(!) kendisini bulup ortaya çıkaran Amerikalı CIA Ajanlarıyla birlikte ziyafet sofrasına oturmadı.
Hiçbir ülke yöneticisi vatanı için kanını döken şehitlerden “Kelle” diye söz etmedi.
Ülke yönetiminde görev alan hiç kimse onun gibi askerlikten kaçması için oğluna sahte testis kanseri raporu almadı.
Devlette makam sahibi olmuş hiçbir siyasetçi o makama sahte diploma ile oturmadı.
Hiç politikacı seçim meydanlarında elinde Kur’an sallayarak halkı kandırmaya çalışarak oy istemedi.
Hiçbir siyaset adamı onun kadar laik rejimi yıkıp şeriat düzeni kurmaya ve “tek adam” olmaya heveslenmedi.
Hiç politikacı siyasi rakipleriyle tartışırken onun kullandığı lisanla konuşmadı.
Hiçbir ülke yöneticisi devletten aldığı maaşla büyük servet sahibi olmadığı gibi içinde yaşamak için milletin nafakasından kesip verdiği vergilerle saraylar yaptırmadı.
Ne var ki kamuoyunun gündemi bugünün karanlığına kilitlenmiş durumda…
Toplumun hazmettirile, hazmettirile kanıksayarak beyinlerine vurulmuş zincirleri kırıp, düşünme, sorgulama, hayal etme kilitlerinin açılması için bugünü değil, ülkemizin 21.yüzyıl Türkiye’si olması için, Atatürk’ün kurup ulusa emanet ettiği Türk vatanını yeniden ayağa kaldırmak için neler yapılmalı onu konuşalım artık…
Zamanı sadece bugünü tartışmakla tüketmek, geleceği geciktirmek demektir.
Bizim çağları aşan, bütün insanlığa ışık saçan eşsiz önderimiz Atatürk’ümüz var. Bütün düşüncemizi, enerjimizi ve hayal gücümüzü onun çizdiği rotaya odaklayalım.
Atatürk’ün bize pırıl, pırıl bıraktığı, bugün bahtı karartılmış Türkiye’yi yeniden Atatürk aydınlığına nasıl geri döndürebiliriz onu konuşalım.
Ülkemiz düşman istilası altında iken her türlü kötü koşullara rağmen Kurtuluş Savaşı Atatürk’ün “Padişahın kursağımda lokması var” diyen en yakınındaki saray biatçısı silah arkadaşları dâhil yarınların çok güzel olacağına iman ettirdiği insanlarımızla kazanıldı.
Bırakalım bugünün karanlığını konuşmayı da sadece güzel yarınların projelerini tartışalım.
Geçmiş yüzyılların bugün hortlayan karanlığı yarınların parlayacak olan güneşi altında eriyip kaybolur zaten…
Aslında aydınlığa açılan tünelin ışığı parıldamaya başladı.
Yıkılan yok edilen kurumların yeniden ihya edilmesi için çöken etik ve ahlâki değerlerin ayağı kaldırılmasını sağlayacak projeleri tartışalım.
özgelişi “Nereden Buldun Yasası”nın hiç zaman kaybetmeden yeniden yürürlüğe konmasının “Olmazsa olmaz”lığını kamuoyunun bilincine yerleştirmeye çalışalım.
Aklı başında olan her yurtsever aydın “Bugün” tartışmalarıyla vakit kaybetmek yerine toplum bilincine aydınlık yarınların hayalini işlemekle kendini yükümlü hissetmelidir.
Bırakalım artık bugünün karanlığının baş aktörünü, hempalarını ve onların marifetlerini(!) konuşmayı da eşsiz önderimiz Atatürk’ün gerçek aydınlara güneşli yarınlar için yaptığı uyarılara kulak verelim:
“Siyasetle ilgilenmeyen aydınları bekleyen sonuç, cahiller tarafından yönetilmeye razı olmaktır. Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan, halkını esir eden, içerideki cephenin suskunluğudur.”